|
Melih Yalçıneli Kaynak: Sızıntı Dergisi Süper Öğrencilerin Yetiştirilmesi Tarih boyunca bilimde, sanatta, dinde, siyasette, eğitimde, askeriyede, ekonomide ve daha birçok sahada binlerce dehâ yetişmiştir. Bu insanlar ülkelerine büyük faydalar sağlamanın yanında insanlık ve medeniyete de büyük katkılarda bulunmuştur. Son yüzyıla kadar bu olağanüstü fertlerin yetiştirilmesi için sistematik programlar uygulanmazken, bilgi çağına yaklaştığımız son yıllarda bu fertleri sistematik bir tarzda, arayıp bulma ve eğitme gayretleri hız kazanmıştır. Dehâ potansiyeli olan öğrencilerin tanınması ve bulunması kadar bunların yetiştirilmesinde zorluklar vardır. İlk akla gelen zorluk zekâ testlerinin dehâyı tesbit etmede yüzde yüz tutarlı olmaması ve bu testlerin hızlı düşünme gücü, hafıza gibi özellikleri belli bir oranda ölçebildiği, ancak dehâyı dehâ yapan şeylerin sadece bunlardan ibaret olmadığıdır. Zekâ testleri ve ülkemizde yapılan Anadolu Liseleri imtihanlarına benzeyen başarıyı ölçen imtihanlar dehâyı tesbit etme adına sadece birer ipucu verebilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki dahî olan kabiliyetler zamanla ve olayların akışı içinde ortaya çıkmaktadır. Önceden yapılacak tahminler çoğu zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Dehâ potansiyeline sahip bir çocuğun iradesi ve hareket etmeye başladıktan sonra neyi yapıp, neyi yapamayacağında serbest olmasının getirdiği belirsizlikler, yapılacak tahminleri oldukça geçersiz kılabilir. Bu sahada yapılmış binlerce araştırma, yazılmış yüzlerce kitap olmasına rağmen insanın kompleks yapısının getirdiği karmaşıklık, dehânın berrak tanımı, tesbiti ve yetiştirilmesi konusunda belirsizlikleri giderememiştir. BİLİM OLİMPİYATLARI DÂHİ ÖĞRENCİLERE OLAN İLGİYİ ARTIRIYOR Aslında 1975 yıllan bütün dünyada süper beyinlerin eğitimine olan ilginin arttığı yıllardır. Bu yıllarda Dahî Öğrenciler Dünya Konseyi’nin kuruluşunu ve uluslararası konferanslar ile bilgi alışverişinin hız kazandığını gözlüyoruz. Aynı yıllarda henüz batıya kapalı olan Doğu Bloku ülkeleri kendi aralarında matematik, fizik ve kimya olimpiyatlarını başlatarak, dahî öğrenciler için bir rekabet ortamı oluşturmaya başlamıştı. 1985 yılından itibaren başta ABD olmak üzere Türkiye dahil birçok batılı ülke bilim olimpiyatlarına resmen katılmaya başladılar ve artık olimpiyatlar milletlerarası bir nitelik kazandı. Son 10 yıldır genişleyen bu yarışmalar 1994 yılı itibariyle matematikte 75, fizikte 50, kimyada 40 ülkenin katılımıyla gerçekleşmiştir. Bilhassa lise son sınıf ve isterse daha küçük yaştaki öğrencilerin katılabildiği bu yarışmalar son yıllarda, dehâ potansiyeli taşıyan ve bilime yönelmiş öğrencilerin çalışmalarının son derece objektif ölçüler içerisinde değerlendirildiği bir yapıya dönüşmüştür. Ayrıca bu yarışmalar, katılan ülkelerin üstün yetenekli öğrencilere verdikleri eğitim kalitesinin bir göstergesi olarak da değerlendirilir. Birçok ülke milletlerarası boyut kazanan olimpiyatlara hazırlık gayesiyle daha altsınıfları kapsayan ülke içi yarışmalar düzenlemeye başlamıştır. Romanya, Macaristan, Rusya, Avustralya gibi bazı ülkelerde bu tür ülke içi yarışmalar ortaokul birinci sınıf seviyesindeki öğrencilere kadar indirilmiştir. Hatta matematik dalında 12 yaşında bir öğrencinin dünya birincisi ve fizikte 11 yaşında bir diğerinin dünya üçüncüsü olması ve bu öğrencilerin Doğu Bloku’ndan değil de ikisinin de Avustralya gibi bir batılı ülkeden çıkmış olması ilginçtir. Fizikte 1993’de kırılan bu son rekorun bir öncesinde, (1992 yılında) 14 yaşında bir Türk öğrenci Salih Adem’in dünya üçüncüsü olarak en genç yarışmacı seçildiğini de buna eklersek, olimpiyatların artık doğu tekelinden tamamen çıktığını ve milletlerarası bilim yarışına dönüştüğünü söyleyebiliriz. ABD’NİN DÜNYA SÜPERLERİNİ YETİŞTİRME PROGRAMI Dehâ potansiyeli taşıyan üstün kabiliyetli öğrencilere uygun bir eğitim programı hazırlamak eğitim biliminin en karmaşık, üzerinde en çok araştırma yapılan ve en az açıklığa kavuşmuş bir sahasıdır. Böyle bir programın başarısında en önemli faktör idareci ve organize edicilere düşmektedir. ABD’de son 100 yıl içinde üç ayrı devrede konuya olan ilginin büyük bir artış kaydettiğini gözlüyoruz. 1920’lerde Terman adlı araştırmacının yaptığı çalışmalar, 1950’lerde Rus-Amerikan uzay programlarının yarış içine girmesinin getirdiği süper beyinlere olan ihtiyaç ve 1970’li yıllarda Amerikan Kongresi’ne sunulan bir araştırma raporunun başlattığı yeni yapılanma hamlesi, bahsedilen 3 devreyi oluşturur. Bu yazıda daha çok son devrede yapılanlar ele alınacaktır. 1971’de Amerikan kongresine sunulan Marland raporunda ABD’deki süper öğrencilerin eğitimi konusu bütün detayları ile ele alınmış ve âcil önlemler alınması gerektiği vurgulanmıştı. O yıllara kadar konu üzerinde yüzlerce çalışma yapılmış olmasına rağmen devlet çapında oturmuş ve bütün fertleri kuşatan sistematik bir program henüz yürürlüğe girmemişti. Bunun yerine bazı eyaletlerde çoğu vakıf ve özet kuruluşlarca yürütülen çalışmalar mevcuttu. Marland raporunun ilk etkisi 1975 yılında ABD hükümetinin süper öğrencilerin eğitiminin araştırılması için ayırdığı 2.5 milyon dolarlık harcama ve her sene her bir eyaletten seçilen ikişer süper öğrenciye devlet başkanı tarafından madalya verilmesi geleneğinin başlatılması şeklinde gerçekleşti. 1979’da bütün eyaletlerde süperlerin yetiştirilmesi için ayrılan fonların toplamı senelik 125 milyon dolara yaklaştı. 1981’de konuyla ilgili iyileştirici bir kanun kongreden geçti. Devlet tarafından gerçekleştirilen yeni düzenlemelerin yanı sıra özel kuruluşların çalışmaları ile yeni boyutlar kazandı. ABD SÜPERLERİ NASIL YETİŞTİRİYOR Süper ve dahî öğrencilerin yetiştirilmesi maksadıyla ABD’de bugüne kadar çok değişik metotlar uygulanmıştır. Bunlar üç ana grup altında incelenebilir: Kabiliyetlerin gruplandırılması, hızlandırılmış eğitim ve zenginleştirme. İ) Kabiliyetlerin Gruplandırılması Bu program türünde, kabiliyetli öğrenciler belli testler uygulanmak suretiyle sınıflandırılır ve belli gruplar oluşturulur. Bu uygulama bazen özel sınıf ve özel okullar şeklinde karşımıza çıkar. Bazen ek dersler, yaz okulları veya özel kurs uygulamaları şeklinde tezahür eder. Esnek gruplar kurmanın birtakım avantajları vardır. 1971’de ABD’de yapılan bir araştırma süper öğrencilerin diğer arkadaşlarından belli saatlerde ayrılıp, fakat tamamıyla tecrit edilmediklerinde daha çok memnun olduklarını ortaya koymuştur. Dahî ve süper öğrencilerin tamamen tecrit edildikleri özel okul uygulamasının belli avantajları olduğu gibi, birtakım dezavantajları da vardır. Yüksek seviyede dehâ potansiyeli taşıyanlar için bu uygulama bir problem çıkarmazken, orta seviyede dehâ potansiyeli olanlar veya dehâya yakın süper öğrencilerin yarışta zorlandıkları ve birtakım problemlerin zuhur ettiği görülmüştür. Özellikle bu uygulamalarda bir sınıftaki öğrenci sayısı 5-8 arası olduğunda öğrencilere yeterince ilginin sağlandığı gözlenirken sayı arttıkça ihtiyaçların yeterince karşılanmasında pürüzler ortaya çıkmaktadır. Yeni yapılan bazı araştırmalarda süper öğrencilerin ayrılıp belli yerlerde toplanmasının onların başarılı olmaları için yeterli olmadığı, ancak birtakım özel programların uygun kullanımı halinde istenilen sonuçlara ulaşıldığı görülmüştür. Süperler için bir program hazırlarken elinizdeki imkânlar, okul idaresinin bakış açısı, öğretmen yeterliliği, öğrenci kalitesi ve bunun gibi birçok faktörü gözönüne almak önemlidir. Elinizdeki sınırlı imkânlara göre normal eğitimden ideal eğitime uzanan bir yelpaze içinde yer alan değişik alternatiflerden birini seçmek gerekmektedir. Bu alternatifler aşağıda sırayla incelenmiştir: a) Normal sınıf uygulaması: İmkânsızlıklar sebebiyle dahî öğrencilerin normal sınıflara yerleştirilmesi, onların kabiliyetlerini köre itmektedir. b) Belli ders saatlerinde öğrencilerin alınıp özel program uygulandığı normal sınıf uygulaması: Bu program kabiliyetli öğrencilerin belli ölçüde nefes aldığı ve ihtiyaçlarını giderme gibi bazı avantajlar taşısa da zamanın çoğunda diğer arkadaş ve okul çevresi içinde bulunmanın getirdiği birtakım dezavantajlar karşımıza çıkmaktadır. Özel derslere giren hocalar, diğer ders hocaları ile belli açılardan uyum sağlayamamakta, süper öğrencilere ayrılan özel program saatleri yeterli gelmemekte, öğrenciler girmedikleri saatlerde öğretilen şeylerden sorumlu tutulmakta ve daha başka birtakım problemlerle karşılaşılmaktadır. c) Ders içinde öğrencilerin tek tek, veya gruplar halinde ele alındığı normal sınıf uygulaması: Bu uygulamada kabiliyetli öğrencilerle ferdî olarak veya gruplar halinde ilgilenilir. Bu öğrenciler öğretmenleri nezaretinde sınıftan bağımsız kendi hızlarında ilerlerler. Bu uygulamanın altından kalkabilecek kabiliyetli öğretmenlerin bulunması zor olduğu gibi aynı sınıf içinde farklı hızlarda ilerlemenin ders düzeni açısından getirdiği birtakım problemler olabilmekledir. d) Özel süperler sınıfı: Bütün derslerin tamamen farklı bir hızda işlendiği özel sınıfların, öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanması açısından en verimli yol olduğu gözlenmiştir. e) Özel süperler okulu: Tamamiyle özelleşmiş bir eğitimin verildiği bu tür uygulamada, istenilen vasıflarda öğretmen ve öğrenciler bulunabilmesi problem olabildiği gibi, öğrencilerin kabiliyetlerinin yönlendirilmesinde bazı pürüzler çıkabilmektedir. En ideal uygulama biçimi, süperler okulu gibi görünse de pratikte uygulanması en zor olanıdır. Bu uygulamalardan hangisi yapılırsa yapılsın dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır: 1. Her ne kadar öğrenciler zorlu imtihanlar sonunda seçilip bir araya getirilse de, bu öğrencilerin herbirinin kendine göre birtakım farklılıkları olabileceği gözardı edilmemelidir. 2. Öğrencileri toplumdan ve arkadaşlarından tamamiyle tecrit etmenin birtakım mahzurları olabilmektedir. 3. Özel eğitilmiş ve çalışkan öğretmenler bulunmazsa istenilen sonuca ulaşılması çok zorlaşacaktır. 4. Öğrencilerin yetiştirilmesinde sadece zihnî kabiliyetleri düşünülmemeli, onların psikolojik, sosyolojik ve diğer yönleri de ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. 5. Öğretmenler ile aileler arasında sıkı bir iletişim sağlanmalıdır. 6. Yeni gelişmeler, araştırmalar ve programlar özenle takip edilmeli ve esnek olunmalıdır. İİ) Hızlandırma Metotları Bunlar çocuğun erken yaşta okula başlaması, sınıf atlama gibi değişik tarzlarda karşımıza çıkabilmektedir. Hızlandırmaya dönük uygulamaların avantajları aşağıda sıralanmıştır: 1. Dehâ potansiyeli olan çocuklar daha olgun bir zihnî yapıya sahip olduklarından kendilerinden yaşça büyük olanlarla yarışmak onlara pozitif motivasyon vermektedir. 2. Hızlandırma metotları sayesinde öğrenciler küçük yaşta iş hayatına girebilmekte ve oldukça verimli eserler ortaya koyabilmektedir. 3. Öğrenciler, normal sınıflarda duyacakları sıkıntı ve tatminsizliği duymamaktadırlar. 4. Sosyal ve hissî adaptasyonun beklenilenin üstünde olduğu gözlenmiştir. 1994 yılında bütün dünya televizyonlarının yayınladığı bir olay konumuza ışık tutmaktadır. ABD’de 8 yaşında bir öğrenci ilkokul, ortaokul ve liseyi birer senede bitirerek üniversiteye başlamıştır. Hızlandırmanın bu kadarı belki nadir olarak rastlanılan bir durumdur. Ancak ABD kanunlarının böyle bir olaya açık olması ilginçtir. Aynı sene içinde İngiltere’de 4 yaşında bir dahî öğrenci için de benzeri bir uygulama dünya televizyonlarından yayınlandı. Her iki ülkenin de okulculukta özelleşmeye açık yapılan ve kanunların esnekliği hızlandırma yönteminin uygulanması için uygun bir zemin teşkil etmektedir. Ancak ülkemiz için böyle bir esneklik şimdilik mevcut değildir. İİİ) Zenginleştirme Yöntemi Normal okul ortamında dehâ potansiyeli tesbit edilen öğrencilere ödev, kaynak, fazladan alıştırma, özel araştırma, seminer gibi eğitim ve öğretimi zenginleştirici uygulamaların yapıldığı bu sistemde birkaç noktaya dikkat edilmelidir. 1. Öğrencilerden dehâ potansiyelli ve süper olanlar önceden tesbit edilebilmeli. 2. Bu öğrencilere her ders için ekstra çalışmalar, doküman, kaynak, ödev vs. önceden hazırlanarak onların ilgisi tatmin edilmeli. 3. Bu çalışmalara katılan öğrencileri kontrol eden bir yetkili görevlendirilmelidir. TÜRKİYE’NİN BİLİM OLİMPİYATLARINDAN DURUMU Türkiye bilim olimpiyatlarında 1994 yılında kimyada sonuncu, matematikte 28. ve fizikte 7. olmuştur. Bu neticeler henüz bu sahada istenilen olgunluk seviyesine ulaşamadığımızın bir delili olsa gerek. Her ne kadar fizikte takım halinde 7.’ligi yakalamamız iyi bir işaret ve ümit kaynağı olsa da matematik, kimya, biyoloji ve bilgisayar dallarında takım halinde derece almaksızın ve hele hele ilk 10’a girmeyi gerçekleştiremeden gelecek adına ümitler beslemek zor olacaktır. Gerçi son birkaç yıldır özellikle bazı özel vakıf okullarının gayretleriyle bu 5 dalın 4’ünde ciddi bir atılım gözlenmeye başlamıştır. Fizikteki yurtdışı başarılarına benzer şekilde diğer dallarda da bu atılımların meyvelerinin en kısa zamanda alınacağını ümit etmekteyiz. SÜPER ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMİNDE DİKKAT EDİLECEK BAZI KONULAR a- Koordinatör Modeli: Normal sınıflardan özel sınıf ve süperler okuluna kadar uzanan değişik eğitim alternatiflerini koordine edecek ve bu sahada tam zaman çalışacak elemanların istihdam edilmesi köklü bir çözüm gibi görünmektedir. Devlet tarafından belli okullarda ve özel sektörün kendi imkânlarıyla yapacağı böyle bir düzenleme, malî açıdan bir yük getirse de, karşılığı fazlasıyla alınacaktır. Üstün kabiliyetli öğrencilerin eğitim programlarını koordine edecek böyle bir ekibin görevlerinden bazıları aşağıda sıralanmıştır: 1.Öğretmenlerin, idarecilerin ve ailelerin görüşlerinin alınarak bölgenin veya o okulun süperler programının planlanması, 2.Programların yürütülmesi için gerekli fonların bulunması, bilgilerin toplanması vs. gibi bütün idarî yazışmaların kontrolü, 3.Özel sınıf, özel kurs, seminer vs. gibi programlar hakkında öğretmenlerle görüşülerek tavsiyelerinin alınması, 4.Programa alınacak öğrencilerin seçilmesi için öğretmenlerden bilgi alınması, 5.Ailelerden gelebilecek yardımların belirlenmesi için özel veli toplantılarının düzenlenmesi. 6.Programa katılan öğrencilerin hepsinin takip ve kontrolü için dosyalarının hazırlanması. 7. Programa katılan öğrencilerin kabiliyetlerinin ve başarılarının değerlendirilip tesbit edilmesi. 8.Programa yardım edebilecek okul içinden ve dışından uzman insanlar, belletmen ve eğiticilerle görüşülerek usta-çırak sisteminin kontrolü. 9. Özel maksatlı geziler planlanması ve düzenlenmesi. 10.Üniversiteler, araştırma kurumlan ve müzeler gibi yerlerle bağlantı kurularak gerektiğinde yardımlarına başvurulması. 11.Yurtiçi ve yurtdışından yabancı kaynakların getirilerek öğrenci ve öğretmenlerin istifadesine sunulması. 12.Programa katılan öğrencilerle zaman zaman özel dersler düzenleyerek motive olmalarının ve hedeflerini aydınlatmaya dönük konuşmaların yapılması. 13.Yapılan çalışmaların halka maledilmesi gayesiyle basın yayın organlarıyla, gönüllü kuruluşlarla ve idarî ve mülkî erkânla temas kurulması. Genel bir koordinatörün yanı sıra, fizik, kimya, matematik gibi belli uzmanlık dallarında branşlaşmış zümre koordinatörlerin de konulması şarttır. b) Entegre Eğitim Programının Gerekliliği: Üstün kabiliyetli öğrenciler için hazırlanan programlar daha çok öğrencilerin zihnî yönlerini geliştirmeyi ve bilgilerini artırmayı hedeflemektedir. Bununla birlikte son yıllarda yapılan araştırmalar zekânın sadece beynin hızlı çalışmasından ibaret olmadığını göstermiştir. Aynı sebeple, uygulanan zekâ testleri, genelde, sadece zihnin fonksiyonlarını ölçtüklerinden, dehâ potansiyeli belirlemede yetersiz kalabilmektedir. Bir başka ifadeyle, sadece zekâ testleri kullanarak programa alınacak öğrencileri belirlemek yanlıştır.
|